Yanlış yaptım yine bir şeyleri. Hani demiştim ya duruldum, kötülüklerden arındım, rayına oturttum diye; olmamış aslında hiçbiri. Ben hep aynı benmişim. Değişemezmişim. Dürtülerime engel olamazmışım. İradem zayıf değilmiş, irade denen bir şey yokmuş bende. Utanmıyorum da artık biliyor musunuz? İşte en kötü yanı da bu. Utanamıyorum. Bir kaç tık üstünü yapmışım çünkü önceden. Her ne kadar kötü de olsa, bundan fenasını da görmüşüm diyorum. Şimdi böyle bahsedince kimbilir neler şekillendi aklınızda. Ne türlü şerefsizlikler... İnkar etmeyeceğim ama kabullenmeyeceğim de. Kime göre iyi kime göre kötü değil mi bazı şeyler? Kendimi ne kadar gözümden düşürdüysem de benden daha beterleri de varmış, görebildim. Ah! Arkanızdan neler dönüyor şu hayatta bir bilseniz.. En çok güven veren insanlar, öyle bir tıkıyorlar ki o güzelim saf hislerinizi münasip bir yerlerinize...
Yine çok şifreli konuştum. İleride okusam kendi yazdığımı, ben bile anlam veremeyebilirim. Şu an yalnızca içimi dökeyim diye düşündüm. Çok da fazla takılmayalım.
Öptüm.
12 Mart 2016 Cumartesi
20 Şubat 2016 Cumartesi
Hadi canım, yine mi?
Birinin size iyi gelmediğini ve gelemeyeceğini bile bile, yıpranmayı ve dahi yıpratmayı göze alabilir misiniz? Ben alamayacağım galiba. Bu kez üstüne gidemiyorum hislerimin. Yenilmemeye çalışıyorum. Çünkü biliyorum süründürüleceğimi. Yine öyle bir kayaya çarptım ki, ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Neden normal insanlarda kendimi bulamıyorum ben? Sorunun içinde cevabını verdim de neyse.
Sadede geliyorum bi sn.
Görüştük. Daha görüşmeden heyecanını yaşadım aslına bakarsanız. Kendimce diğerlerinden farklı olacağını daha görmeden, yalnızca konuşmalarıyla, aklıyla fikriyle hissettirdi bana. İşte bu yüzden yanına giderken lütfen bir şeyler beni ondan soğutsun, lütfen hoşlanmayayım diye geçirdim durdum. Çünkü ben, hızlı ve aşırı kıymet veriyorum ve sonrasında elbette üzüyor veya çok üzülüyorum. Sürekliliği olmayacak ilişkilerimin şu anda, biliyorum. Daha zor oluyor güzel şeyler hissedince.
--
Oturduk bir yerde, kahvelerimizi içtik. O anlatıyordu. Güzel güzel. Ama ben dinlemiyordum. İzliyordum yalnızca. Konuşurken illa başka bir yöne bakan ben, gözlerimi dikiyor bir tek mimiği bile kaçırmak istemiyordum. Resmen hayranlık duymaktı bu. Yüzünün her bir zerresine hayranlık duymak. Herkesin tekrar tekrar dönüp bakacağı, tanrının sanat eseri niteliğinde birinden bahsetmiyorum yalnız. Yine de bir şeyler var beni çeken, baktıkça baktıran ve iç çektiren.
Evet, bu deli kız yine aşık oluyor. Üç mü etti? Bir insan hayatında kaç kez aşık olabilir? Defalarca bence. Hele ki aşka aşıksa. İşte bu kez tıpkı benim gibi sevmeyi seven bir adama bıraktım kendimi. Hoşlanmayı es geçip direkt aşkı yaşamaya odaklı, hiç bir hissi doruklarına çıkarmaktan ve bunu dile getirmekten çekinmeyen ve ne yazık ki yine kendimden bildiğim üzre kolayca da sıkılabilecek olan bir adam. Yarınının nasıl geçeceğini bilemezsiniz ve hep bir endişe vardır içinizde. Bunu iki katına çıkarttım ben işte. Hem kendimden hem de ondan korkuyorum bu kez. Soğumak öyle kolaydır ki dün aşkıyla -ciddi anlamda- kendinden geçtiği insanı yarın arayası gelmez. Başka biri takılmıştır gözüne ya da dün gece yatarken hoşuna gitmeyecek sözler söylemiştir. İşte birine ilgi duymayı o 'biri'nden daha çok severseniz, olacağı tam da budur.
Bazen durum değişebilir. Alışkanlığa dönüşebilir. Gerçekten kişiye odaklanabilir sevme eylemi. İşte o zaman tadından yenmez. Umalım mı böyle olsun? Olsun olsun. Bir kez de mutluluk beni bulsun canıım.
Fakat şunu da dip not edeyim ki, aklıma yazmak gelip bir-iki ay içerisinde yeni blog gireceğim gün, adamdan ve bu hallerimden eser kalmayacak. Bu kadar da eminim, ondan ve kendimden.
Sadede geliyorum bi sn.
Görüştük. Daha görüşmeden heyecanını yaşadım aslına bakarsanız. Kendimce diğerlerinden farklı olacağını daha görmeden, yalnızca konuşmalarıyla, aklıyla fikriyle hissettirdi bana. İşte bu yüzden yanına giderken lütfen bir şeyler beni ondan soğutsun, lütfen hoşlanmayayım diye geçirdim durdum. Çünkü ben, hızlı ve aşırı kıymet veriyorum ve sonrasında elbette üzüyor veya çok üzülüyorum. Sürekliliği olmayacak ilişkilerimin şu anda, biliyorum. Daha zor oluyor güzel şeyler hissedince.
--
Oturduk bir yerde, kahvelerimizi içtik. O anlatıyordu. Güzel güzel. Ama ben dinlemiyordum. İzliyordum yalnızca. Konuşurken illa başka bir yöne bakan ben, gözlerimi dikiyor bir tek mimiği bile kaçırmak istemiyordum. Resmen hayranlık duymaktı bu. Yüzünün her bir zerresine hayranlık duymak. Herkesin tekrar tekrar dönüp bakacağı, tanrının sanat eseri niteliğinde birinden bahsetmiyorum yalnız. Yine de bir şeyler var beni çeken, baktıkça baktıran ve iç çektiren.
Evet, bu deli kız yine aşık oluyor. Üç mü etti? Bir insan hayatında kaç kez aşık olabilir? Defalarca bence. Hele ki aşka aşıksa. İşte bu kez tıpkı benim gibi sevmeyi seven bir adama bıraktım kendimi. Hoşlanmayı es geçip direkt aşkı yaşamaya odaklı, hiç bir hissi doruklarına çıkarmaktan ve bunu dile getirmekten çekinmeyen ve ne yazık ki yine kendimden bildiğim üzre kolayca da sıkılabilecek olan bir adam. Yarınının nasıl geçeceğini bilemezsiniz ve hep bir endişe vardır içinizde. Bunu iki katına çıkarttım ben işte. Hem kendimden hem de ondan korkuyorum bu kez. Soğumak öyle kolaydır ki dün aşkıyla -ciddi anlamda- kendinden geçtiği insanı yarın arayası gelmez. Başka biri takılmıştır gözüne ya da dün gece yatarken hoşuna gitmeyecek sözler söylemiştir. İşte birine ilgi duymayı o 'biri'nden daha çok severseniz, olacağı tam da budur.
Bazen durum değişebilir. Alışkanlığa dönüşebilir. Gerçekten kişiye odaklanabilir sevme eylemi. İşte o zaman tadından yenmez. Umalım mı böyle olsun? Olsun olsun. Bir kez de mutluluk beni bulsun canıım.
Fakat şunu da dip not edeyim ki, aklıma yazmak gelip bir-iki ay içerisinde yeni blog gireceğim gün, adamdan ve bu hallerimden eser kalmayacak. Bu kadar da eminim, ondan ve kendimden.
25 Ocak 2016 Pazartesi
Azar coşar deli gönül bu gözler ah neler görür
Samimi olmadığın bir akrabaya zaruri yatılı ziyarette bulunmak kadar rahatsız edici bir şey daha yok. O içine bükülüp bir köşede dikkat çekmeden oturmaya çalışmalar, en son bebekliğinde görmüş olduğun insanlarla sebebini anlayamadığın gereksiz muhabbetlere girmeler, geçecek geçecek diye vakit saydığın için o zamanın hiç akmayışı ve saat 23:00'da yatağa girmek. Bir günde hayattan soğudum, İstanbul burnumda tüttü. Evim, yatağım hatta mülteci kampına dönmüş çağlayan bile nasıl da kıymete biniveriyor. Yalnız bir küçük detay, bebekliğimde gördüm dediğim akrabamı yolda görsem tanımayacağım için es kaza başka bir ortamda tanımış olsam fena götürürdüm. Akrabalar arası yakınlığın canlı tutulmaması çok riskli bakın. Ciddi ciddi götürürdüm zira muazzam bir parçaymış kendisi. İçim el vermiyor 'akrabayla olmaz bizde' demeye. Ve ben bu adamla ömrümün geri kalan tüm yazlarını birlikte geçiricem artık allah affetsin.
-kendine gel-
Yarın evime dönecek olmamın verdiği huzurla bu saatte uykuya dalmaya çalışacağım.
14 Aralık 2015 Pazartesi
Hayatımı düzene oturtmuşluğumun mutluluğunu yaşıyorum. Baya baya sakin, tıkırında, olması gerektiği gibi ilerliyor. Elimi eteğimi çektim bir takım zararlı alışkanlıklardan. Çevremi genişlettim, güzel arkadaşlıklar kurdum. Sorunları giderdim ailemle, yakınlarımla. Böyle pammuk gibi bir insan oluverdim. Kendimi övmek gibi olursa olsun valla. 23 yılın başı ilk kez her şey böylesi rayında. Anlatırım paylaşırım överim gerekirse, sefam olsun.
Doğum günümü geçeli baya oldu da, yaşıma daha yeni girdim galiba. İnsanın 5-6 ayda bile değişebilmesi ne kadar güzel bir şey.
6 Aralık 2015 Pazar
Bir bunağın günlüğü
Başımdan geçen bir mevzu var. Son iki üç haftalık belki de bir-iki aylık; tam kestiremiyorum. Hafızamdaki problem sebebiyle geliyor zaten ne geliyorsa başıma. Hep unutuyorum yapılanı, edileni. Detaylar yok hiç, yalnızca ana konu. Bazen o bile değil. Öylesine bir kenara atılmış bir kaç cümlesi konuşmanın. Bakın bu çok kötü bir şey işte. Biriyle bir tartışma içerisine giriyorsunuz, kırıcı bir tartışma bu. Ağır şeyler işitiyorsunuz ve fakat gün gelip özür dilendiğinde neler söylendiğini, ne derece ileri gidildiğini tam olarak hatırlayamıyorsunuz. İnanılmaz sinir bozucu bir durum. Zira karşınızdakini kolay affetmenizi sağlıyor bu. Unutmuş oluyorsunuz çünkü can alıcı noktaları. Tek hatırladığınız 'evet çok üzülmüştüm ama' oluyor. O ama'dan sonrası yok.
Durumun evvelinde bir açıklama yaptıktan sonra asıl mevzuya dönebilirim.
Yine yaptığım çetin bir tartışma, öncesinde bir kaç tartışma daha, bol hakaretli, küçük düşürmeli ve hayli üzen tartışmalar bunlar. Ve fakat içeriği bir türlü hatırlanamayan. Kendime sakladığım ve yer etmiş bir kaç cümle haricinde bir türlü akla düşmeyen. Şimdi bu tartışmanın karşı tarafı dönüp özür diliyor ve bende haliyle bir yumuşama var. Büyütmek istemiyor, uzatmaya yanaşmıyor ama bir yandan da çok üzülmüş olduğumu hatırlayıp uzak durmaya çalışıyorum. Detaylarıyla aklımda kalanları sizlere bir anlatsam, 'sakın ha cevap verme!' dersiniz. Ama işte ben o kadar dirayetli olamıyorum. İçimdeki bu her şeyi iyi tarafından görücem salağı, kin tutamayan saftorik, duvarlar örmeme engel oluyor. Zaten hayatım boyunca her ne yaşatılmışsa yaşatılsın, sonucunda affetmediğim bir durum yok. İletişimi kessem bile, öylesine başımdan atmak için olsa da, hep affedildiklerini bildiler ve içleri rahat devam ettiler yaşantılarına. Benim artık biraz vicdansızlık, biraz gamsızlık, biraz da kendi kıymetini bilmek üzerine çalışmalar yapmam gerek. Bu postu neden attığım konusunda da bir fikrim yok. Sanırım affeylememek adına kendi kendime gaz vermek için yazıldılar.
Başkalarından nasihat dinleyemeye gerek duymamak ne güzel şey!
1 Aralık 2015 Salı
Özür mesajı
Yalnız diğer yazıntılarıma da bir göz gezdirdim de, resmen bunalım akıyor sayfadan. Benim daralan yüreğim bile sıkışabileceğinin sınırına geldi, size bunu yapmamalıyım.
Bundan sonra daha eğlendirik postlar gelecek. Söz veriyorum. İyi uykular güzellerim.
Hayatta görünmez olduğum anlar
İnsanın yalnızlığa alışması gerçeği var bir de. Bazen içine huzursuzluğu bırakıp gitse de, sığınacak bir liman arasa da insan en kötü zamanlarında, bir süre sonra bunları da yitirmeye ve kendi kendine kalmayı daha çok sevmeye başlıyor. Sevmek kelimesiyle olumlu bir havası olduysa da cümlenin, özünde 'kendi kendine kalmak'tan bahsediyorum. Sürekli bir şekilde her şeyi kendi içinizde yaşadığınızı, bir tek kendinize patladığınızı ve sonuçta yine kendinizi üzdüğünüzü düşünün. Bu hali sevmek biraz absürd bir durum değil mi sizce de?
"Ah yine mi keder? Ama artık yether!" dediğinizi duyar gibi olmuyorum elbette, öyle güçlerim yok. Bunu da kendi içimden geçirdim, size mâl etmeye çalışıyorum.
Gecenin bu saatinde başka nelerden bahsedecektim ki hem? Hep bu sessizlikte üşüşmez mi düşünceler zaten? Son bir huzur kırıntısını da tuzla buz edene kadar gelmez mi üstünüze duvarlar? Kimbilir kaç kişiyle aynı şeyleri düşünüyor ve hissediyorum şu anda. Gelin sarılalım birbirimize ya. Kimseyi sevmeleri beceremeyişimiz üzerine, kafamızı kurcalayan tek bir isim olmamasına rağmen gereksiz hüzünlenişlerimize sövelim, var mısınız? Ben yokum. Banane ya, iyiyim ben böyle. İyiyim, gerçekten.
Ya doğru söylüyorum, niye inanmıyorsunuz?
Uyuycam ben. Bu gece de elimi siz tutar mısınız?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)